Günce No: 3 Türkiye’den Gitmek mi Daha Zor Türkiye’de Kalmak mı?

Hayatında bir devrim yaparak işi bırakıp, tası tarağı satıp dünyayı keşfetmek için maceraya atılan insanlara her zaman imrenmişimdir. Kanım ne kadar deli akarsa aksın buna cesaret edemeyenlerdenim. Ama en azından elimden geleni yapmaya çalıştığım için içim rahat.

“Hayatımı değiştirmek için daha fazla geç kalmak istemiyorum” dediğim o günler daha dün gibi aklımda… Sanki geçen her gün hayatımdan çalınıyor gibi hissediyordum. Tamamen yanlış da değil aslında. Ölümsüzlüğü keşfedebilecekleri konusunda şüphelerim saçımdaki ilk beyazı görmemle gittikçe arttı.

Hayatımı değiştirmeye önce çalışma stilimle başladım. Doğrusu bu olduğu için değil, beni mutlu edecek olanın bu olduğunu düşündüğüm için elbette. (Gerçekten kurumsal hayatı bırakma hikayemi okumadıysanız üzülürüm, buraya tıklayalım lütfen) Çünkü bir işi sevmeyerek yapıyorsanız hayattan tat almak -benim gibi düşünen kişiler için- oldukça güç.

Sonraki aşama ise son yıllarda ülkemde yaşanan üzücü olayların psikolojik olarak yaşam kalitemi etkilemesi sebebi ile bir uzaklaşma arzusuydu. Belki birkaç ay belki birkaç yıl, bunun herkes için gerekli olduğuna inanıyorum. Sadece yaşanılan şehir ya da ülke değil, her durum için insanın kendisine dışarıdan bakması gerekli bir tecrübe. Çünkü insan bir düzenin içerisindeyken ne kadar düşünürse düşünsün bazı şeyleri algılamada zorluk çekebiliyor. İnsanın bedeni değil, ruhu yaşlanmadan; enerjisi değil hayalleri tükenmeden kendini tekrar tekrar keşfetmesi gerektiğine kalpten inanırım.

Aklımda her zaman “Acaba farklı bir türlüsü mümkün müydü?” sorusu ile yaşamak bana da etrafımdakilere de büyük haksızlık olurdu. Bu yazıyı ABD’de geçen 3. ayımın sonunda yazıyorum. Henüz hislerim çok taze. Çok sevdiğim iki kardeşimin düğününü kaçırdım, sevdiklerimden uzakta bir doğum günü geçirdim. Sırada Anneler Günü var, Babalar Günü var, bayramlar var… Hayatta her zaman bir seçim yapmak durumunda kalırız ve bu seçimlerimiz sonucunda mutlaka bir şeyleri feda etmek durumunda kalırız.

3 Ayın Ardından

Geçen 3 ayda prensesler gibi bir yaşam sürdüğümü söyleyemem ancak tüm zorluklara rağmen bir saniye bile pişmanlık duymadığımı net bir şekilde ifade edebilirim. Çünkü keşke yapmasaydım düşüncesi, acaba yapsaydım ne olurdu düşüncesinden çok daha tatmin edici.

Burada bulunduğum süreçte Türkiye’de yaşanan tüm olayları takip etmeyi bırakmadım. Biz kültür olarak ağaç gibiyiz. Köklerimizle bağlıyız toprağa sanki. Meyveler veriyoruz, yaprak döküyoruz ama bir sonraki mevsime tekrardan meyve vermekten vazgeçmiyoruz. Aynı umutlarımız gibi. İşte beni bu değişikliğe iten de tam olarak buydu. Umutlarımı tekrardan kazanabilmek.

Tamamen umutları tükenmiş halde ayrıldığım ülkeme dair yeniden umutlanmam için gereken ışık da beni Amerika’da bekliyormuş meğer, hiç ihtimal vermezdim. Burada çok farlı milletlerden arkadaşlar edindim. Ancak beni en çok etkileyen şey tanıştığım bir Amerikalı kız oldu. Kendisinden D. olarak bahsedeyim.

D, arkadaşları ile birlikte İstanbul’da 2 yılını geçirmiş, aradığı aşkı İstanbul’da bulmuş müthiş yetenekli bıcır bıcır bir kız. Hikaye tipik bir Türk erkeğine aşık olup Türkiye’ye sevdalanan birinin hikayesi değil. Zaten aşkı da yine kendi gibi bir Amerikalı ama birbirlerini İstanbul’da tanımışlar. D burada beni birçok arkadaşı ile tanıştırıp kendi yaşamlarının içine dahil etti. İstanbul’da yaşayıp da yanıbaşındaki şehirleri bile ziyaret etmemiş birçok kişiye nazaran ülkemizin birçok yerini gezmiş, düğünlerde göbek atmış, votkasını şalgamla içmeye başlamış bir arkadaşımız. Beni tanıştırdığı diğer arkadaşlar da aynı kendi gibi eğitim, kültür ve dünya görüşü seviyesi oldukça yüksek kişiler. Çok iyi Türkçe konuşuyor ve yalnızca kendisi değil, arkadaşları da Türkçe biliyor! Buna çok şaşırdım ve sordum. Sadece bir ülkede kullanabileceğin bir dili neden öğrendin diye. Seviyorum! dedi her biri.

Türkiye’ye yerleşmek istediklerini söylediklerinde ise ilk olarak Türkiye’de yaşanan olayların onların bu kararını neden etkilemediğini sordum. İnsanları sevdiklerinden, kendilerini orada mutlu hissettiklerinden bahsettiler. Adana’ya gidip şırdan yemiş bir Amerikalı çocuk bana keke dedi ve çay demledi bir gün. Migros’tan almış çayı 🙂

Her Şeye Rağmen Sevmekten Vazgeçmemek ve İnanmak

Biri sanatçı, biri seyis, biri balerin saymakla bitmez. Bir elin parmakları kadar değil sayıları, çok fazlalar… Turist olarak ülkemize gelip aşık olan gençler değil, orada yaşayıp, orada para kazanıp geçinip, yaşanan kültürel, dini, siyasi olayları inceleyip buna rağmen hala Türkiye’yi çok seven kişilerle tanıştım. Biraz utandığımı itiraf etmeliyim. Kendimi sorguladım, acaba benim sevgim bu kadar tutkulu mu diye düşündüm.

Burada yaşayıp Türkiye de dahil olmak üzere birçok başka ülkede yaşamayı dileyen gençler ile tanıştım. Yaşadığım bölge refah olarak olumlu ve huzurlu bir bölge. Gökyüzünün berraklığını İstanbul’da bulmak mümkün değil. Sokakta hiç tanımadığınız insanlar selam vermeden yanınızdan geçmiyor. Yolunuz kesişse bile sanki size engel olmuş gibi ‘Sorry!’ demeyi ihmal etmiyorlar. Bu kadar kibarlık da fazla canım diyorum her gün. Ama bu gençler de aynı bizim gibi, gitmek istiyorlar. O kadar çok konuştuk ki bu meseleleri, eğrisi ve doğrusuyla. Detayları ile.

Demek ki mesele sadece bu. Gitmek. “Burada da kötü olaylar yaşanıyor” dedi D. Keke’m olan çocuk da “Eğer kötü şeyler yaşayacaksak bunu her yerde yaşarız, mekanla alakası yok.” dedi.

Evet ekonomimiz, dış politikamız, ülke içindeki kutuplaşmanın artması vs vs birçok olumsuzluk var ama bahsetmek istediğim olay bu değil.

Biz burada, onların yerinde olmak istiyoruz. Onlar da bizim. Bunun bir sonu yok. Baki olan tek şey değişiklik isteği, deneme isteği sanırım. Elimizdeki ile mutlu olmak değil her zaman bir başkasını isteme, daha farklıyı deneyimleme… Konu elbette bu kadar sığ değil. Ama enine boyuna düşünmem için gerekli kıvılcımı yaktı diyebilirim.

Elbette bunları görünce ve bu hislere kapılınca valizimi toplayıp geri dönme isteği yaşamadım. Ancak meselenin özünü anlamam için 3 ay geçirmem gerekti. Bu geçen 3 ay, nerede yaşarsam yaşayım hayata farklı bir pencereden bakabilmem için gerekli aydınlanmayı sağladı bana. Sizin de kendi aydınlanmanızı o veya bu yolla yaşayabilmeniz dileğimle, Günce serim devam edecek…

Son olarak Anne, ben iyiyim merak etme 🙂

 

Share This:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir