Günce No:1 – Kurumsal Hayatı Bıraktım

seda-sipahi

Başlarda her şey çok güzeldi. Ama kısa zamanda ben de merdivenin solundan yürüyen ekibe katıldım. Yürümekle koşmak arasında bir tempoda 9-6, 8-5, 8.5 – 5.5 bütün varyasyonları denedim.

Kısa zamanda ben de İstanbul’un kalabalıklığından şikayet eden, “Herkes buraya geliyor” diyenlerden oldum -Başka bir şehirden geldiğimi unutarak üstelik-

Bu yazı senin için sonradan İstanbullu olan arkadaşım. Bu yazı senin gibi olan birinin klavyesinden çıkan iç sesin aslında.

İstanbullulaşmak

Evet yaşadığım şey tam olarak buydu. Zaman kısaydı ve biz koşmak zorundaydık ama unuttuğumuz şey sadece koşuyor oluşumuzdu. Neyin peşinden olduğunu hiç düşünmeden belki de. Sanki oltanın ucundaki peynire koşan bir fare gibi, bir süre sonra peyniri bile gözümüz görmeden sadece koşar olduk.

———–

Oldum olası metro istasyonlarında bulunan saatleri sevemedim. Hep bir yerlere yetişme telaşını vurgular gibi geldi bana. Metronun gelişine 1 dakika kaldığını göre dursun koşarak inilir yürüyen merdivenlerden. Normal merdivenleri kullanmaya gerek yok, böylesi daha hızlıdır çünkü.

Benim yerim ne?

Her sabah, aynı insanlar ve aynı yollar; aracın amaç olduğu bir düzende koşturup duruyoruz. Peki bu düzende benim yerim ne? Kurumsal firması daha rahat koşullarda çalışmasına izin verdi diye ( serbest kıyafet, standart mesai saatleri…) şanslı azınlıktan olduğunu düşünen sıradan birisi. Haftasonu 30 dakika görebildiği denizle kendini avutan, 2 haftalık tatil için 1 sene çabalayan, hasta olduğunda evde dinlenecek diye mutlu olup da bir yandan ertesi gün isleri nasıl yetiştireceğim düşüncesi ile kıvranan kişileriz sonuçta hepimiz. 

Öğrenci iken gelip de sonradan yerleştiğim İstanbul, beni öğrenci olduğum müddetçe çok sevdi. Ben de onu.  Öğrenciysen sever seni İstanbul. Bağlar kendine. Misafirliği bırakıp da hayatın tam içine daldığında ise durum o kadar değişiyor ki ben bunca yıl burada mıydım diyebiliyor insan.

Çoğu kimse sanıyor ki “title” değişimi dünyanızı değiştiriyor. Yapılan küçücük bir zam hayallerden daha önemli. Halbuki farklı isimle aynı işi yapmaya devam ediyoruz. Şair yalan söylüyor, güle başka isim versen de kokar, değişmez. 

bosmetrobusBeyaz gömleği giyip de masaya oturan herkes bunun bir prestij olduğuna inanıyor. Kendilerini öğle aralarında yemek yedikleri köftecilerin garsonlarından üst sanıyorlar.

İş hayatlarına öylesine bağlanmışlar ki, işe gitmenin temel ihtiyaçlarını ve mutluluğuna sebep olacak şeyleri karşılamak için yapılan bir eylem olduğunu, amaca giden yoldaki araç olduğunu unutup amaçlaştırmışlar.

Hayalleri bir çocuğun hayatını kurtarmak olmamış da terfi almak olmuş, hayalleri tüm okyanuslarda kulaç atmak değil de müdür olup herkese caka satmak olmuş.

Öylesine sindirmeye çalışmışlar ki bir şeyler yapmak isteyenleri, ne zaman bir girişim fikri ile adım atmaya kalkılsa başarısız örneklerle heves kırmaya çalışmışlar.

Sanmıyorum ki her sabah karanlıkta uyanıp soğuk sokaklarda yürüyen, tek kişinin bile sığamayacağı metrobüse 10 kişi sığmaya çalışan, trafikte enerjisi sıfırlanıp da işe ulasan bir kimse mutlu olabilir haftaiçi sabahlarında.

“Sanki kim mutlu ki iş hayatında
Sanıyor musun ki herkes koşarak gidiyor
Ay sonu maaşı alınca mutlusun ama”
Ne sinir bozucu cümle kalıpları. İnsanlara bir kere hayallerinizden bahsetmeye görün, hemen klişeleri sıralarlar önünüze. Düşünmenin, hayal etmenin ve kurduğunuz hayallere inanmanın asla değer görmediği bir düzen bu.

İş hayatına atılalı 6 seneyi geride bıraktım. Ben 24 yaşında ayakları yere basan, kendi kendini geçindirebilen, yurtiçi ve yurtdışı tatil yapabiliyor diye toplumun bir kısmından sıyrılabilen genç bir kadınım.
Ve ben 24 yaşımda hayatımı değiştirmeye karar verdim.
“Kendini değiştirmeyi denesen?” diyenlere inat hayır!

Ben kendimi değil hayatimi değiştireceğim. Ben bu düzeni değiştiremiyorsam eğer bu düzene dahil olmayacağım. Bu hissiyatla düzenden 1 adım da olsa dışarı çıkıp ilk ayımı geride bıraktım.

Başlarda bir boşluk yaşanıyormuş, öylesine alışmışız ki kalıp çalışma saatlerine ve stillerine; kendi düzenini yaratmak önceleri uzay boşluğunda kalmışsınız gibi bir hissiyat veriyor. Sonrası ise özgürlük.

Bu yalnızca bir başlangıç aslında. Dışarıdan gelen bütün seslere kulaklarımı tıkadım, bu benim yolum! Kendi yolunu bulan ve bu yoldan gitmeye cesaret eden bütün herkese , her daim yanımda olanlara ve bana ilham olan isimsiz kahramanlara binlerce teşekkür…

 

Share This:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir